Duyuru

Collapse
Henüz duyuru yok

Yatırımcı psikolojisi

Collapse

Unconfigured Ad Widget

Collapse
X
  • Filtreleme
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
yeni mesajlar

  • Yatırımcı psikolojisi

    Günümüzde yatırım araçlarına olan ilgi önemli oranda artmıştır. Yatırım dünyası
    hem ürün hem yatırımcı hemde işlem miktarı büyüklüklerinde çok önemli artışlar
    kaydetmiştir. Klasik yatırım araçlarına olan ilgi, başlangıçta riskten korunma amacıyla
    yapılan emtia piyasalarına da yansımış ve sıradan bir yatırımcı portföyünde artık
    bunlara da yer vermeye başlamıştır.
    Yatırım dünyasına olan bu büyük ilgiye rağmen hangi araca hangi zamanda ve
    hangi fiyattan yatırım yapılacağı ve bu yatırımın yine ne zaman ve hangi fiyattan elden
    çıkarılacağı yatırımcı açısından hala cevaplandırılması en zor konu olmuştur.
    Diğer yandan finans medyası gerek yazılı gerek görsel araçlarla yap*****rı
    yayınlarla yatrırım araçlarına olan ilgiyi daha arttırmıştır. Bu yayınlarda verilen
    haberler, veriler ve bilgiler veriliş şekilleriyle bazen finansal kaosu ciddi bir biçimde
    arttırarak yatırımcının değişen koşullarda ne yapması gerktiği problemini daha karışık
    hale getirmiştir.
    Kurumsal yatırımcılar bile, ellerindeki önemli bilgi setlerine rağmen yatırım
    hatalarına yenik düşerek iflaslarına neden olmuş yatırım yap*****rı araçlarda ve
    ülkelerde ciddi krizlere neden olmuştur.
    Yatırım dünyası yatırımcıya sınırsız fırsat sağlarken aynı oranda kriz ve iflas
    zemininide hazır tutmuştur. 1990’ların başından beri global anlamda beş altı tane
    önemli ölçüde yıkıcı kriz ortaya çıkmış ve bu krizlerde en büyük servet kayıpları,
    yatırım araçlarını portföylerinde bulunduran yatrımcılarda görülmüştür. İlginç olan yan
    ise bu krizler hep çok ünlü ekonomistlerin veya ekonomik kuruluşların veya
    yorumcuların “artık kriz çıkmaz” veya “çok iyi yoldasınız” şeklindeki görüşlerinden
    hemen sonra meydana gelmiştir.
    Bilginin en önemli girdi sayıldığı günümüzde bilgi internet aracılığıyla kolayca
    ulaşılabilir hale gelmiştir. Buna rağmen bir çok yatırımcı bilgiye sahip olsa bile içsel ve
    dışsal etkilerden dolayı bu bilgiyi doğru yatırım kararına hala dönüştürmemektedir.
    Kurumlar geçmişte olmadığı kadar ekonomist, analist ve yatırım uzmanı çalıştırmasına
    rağmen hala “öngörülmedik biçimde fiyat artışları ve azalışları” devam etmektedir.
    2000 yılı krizi sırasında ve sonrasında bir çok yabancı kurum dahi Türkiye veya
    diğer gelişmekte olan ülkelere ait yatırım masalarını kapamış ve bu ülkeleri yatırım
    yapılabilen ülkeler listesinin dışına çıkarmıştır. Bu olaydan bir iki yıl sonra gelişmekte
    olan ülkelerin endekslerin değerleri 4-5 kat artmıştır. Bu fiyat artışları ilginç bir şekilde
    yine yabancı yatırımcılar tarafından sağlanmıştır.
    Yine ülkemizde 2000 yılı sırasında denenen 20000 endeks sırasında yatırımcılar
    hisse senetlerine akın ederken, aldıkları bu hisseler ile büyük düşüşe yakalanmış ve bazı
    yatırımcılar bu hisseleri 7000-10000 endeks arası satmak zorunda kalmıştır.
    Yatırım süreçleri daha dinamik hale gelmiş sonuç alma süreleri kısalmıştır.
    Momentum tabanlı yatırım stratejileri gelecekte ortalama bir sürede beklenen artış veya
    azalışların çok daha sürelerde gerçekleşmesine neden olmuştur. Bu durum doğru
    zamanlamayı her zamankinden daha önemli hale getirmiştir
    Burada vurguladığımız unsur bu kadar veri ve bilgiye, finans medyasına,
    konusunda uzman sayılan kişi veya kuruma ve geliştirilen analiz modellerine rağmen
    “alma – almama – satma – satmama” şeklinde ortaya çıkan yatırım başarısızlıkları hala
    tüm gücüyle devam etmektedir.
    Bu durumun en önemli sebebi birçok analiz metodunun iki önemli veriyi analiz
    dışında tutmasıdır. Bu unsurlardan ilki yatırımları kara veya zarara ulaştıran “fiyat”ın
    oluşmasını sağlayan arz ve talebin analizlere konu edilmemesidir. Yaptığımız
    değerlemeler, modellemeler ve tahminler ne olursa olsun bir yatırım aracının hangi
    fiyattan işlem göreceğine karar veren tek mekanizma piyasadır; harekete geçmiş arz ve
    taleptir. Yapılan değerlemelerin, tahminlerin ve modellerin başarısı ancak ve ancak alıcı
    ve satıcıların bu yönde harekete geçip eylemde bulunmaları ile gerçekleşir. Arz ve
    talebin nerede ve hangi güçte olduğunu görebileceğimiz yegane gösterge ise cari
    fiyatlardır.
    Diğer önemli unsur ise artık sıklıkla dile getirdiğimiz ve hızlı gelişimini
    izlediğimiz yatırımcı psikolojisidir. Yatırımcı psikolojisi yatırımcıyı alıcı veya satıcı
    cephesinde harekete geçiren en önemli dürtüdür. Yatırımlarda başarı veya başarısızlığı
    sağlayan en önemli etkendir. Korku, ümit, hırs vb. Duygular karar alma
    mekanizmalarında çok önemli rasyonel değerlerin dahi önüne geçebilmektedir. Çok
    planlı ve rasyonel başlayan ve hatta başarı ihtimali çok yüksek olan bir yatırım kararı ve
    uygulaması çok kısa bir sürede iç ve dış dürtülerin yarattığı psikolojik etkilerle, ciddi bir
    başarısızlığa dönüşebilir.
    Yatırımcı psikolojisinin fiyatlarla gösterdiği uyum ve uyumsuzluk kimi büyük
    miktarlı fiyat değişimleri öncesi çok önemli bir gösterge ve sinyal olmaktadır.
    Arz ile talebi ve bunları harekete geçiren psikojik mekanizmaları
    gözlemleyebileceğimiz, analiz edebileceğimiz ve bunlara bağlı olarakta gelecek için
    tahminlerde bulunabileceğimiz en önemli metodoloji ise “Teknik Analiz”dir. Çünkü
    teknik analizin tek bilgisi arz ve talebin sonuç datası olan fiyattır. Fiyatlar ise
    yatırımcıların benzer noktalarda aynı davranışları sergileyerek aldıkları kararlarla
    oluşur. Bu nedenle bilinçli ve sistematik bir şekilde yapılan teknik analiz çalışmaları bu
    iki ana unsurun doğru bir şekilde izlenmesini sağlar.
    Teknik analiz içerisinde mum grafikler ise yukarıdaki maddelerde gösterdiğimiz
    gibi çok büyük ölçüde alıcı ve satıcı kararlarına ve bu kararların altındaki psikolojik
    öğelere yoğunlaşmıştır. Yoğunlaşma konusunun önem derecesi bu analizleri değerli
    kılmaktadır.
    Grafiklerin uygulandığı yılların uzunluğu ve uygulanan enstürmanın o dönemki
    Japonya için hayati ölçüdeki önemi burada yer alan bilgileri ve varsayımları daha da
    geçerli hale getirmiştir. Bu geçerlilik ise analizlerdeki başarıyı arttırmıştır.
    Gelecek yıllarda finansal piyasaların bugünkünden daha karmaşık ayrıca daha
    fırsat ve tehlike ile dolu olacağı tahmin edilmektedir. Yeni araçların ortaya çıkması,
    araçları etkileyen bağımsız değişkenlerin sayısının artması, farklı değerleme ve
    modelleme türlerinin oluşturulup bunların kullanılması bilgi karmaşasını daha da
    yoğunlaştıracak bu durumda finansal kaosları arttıracaktır. Değişmeyen iki şey ise hala
    fiyatları alıcı ve satıcıların belirliyor olması ve yatırımcıların aynı olaylar karşısında
    aynı psikolojik karşılıklarda bulunmaları olacaktır. Bu durum da teknik analizi belki
    vazgeçilmez kılmamakta ama ihmal edilemez hale getirmektedir.
    Bu nedenle teknik analiz çalışmalarına yönelik araştırma ve geliştirme çabaları
    daha da arttırılmalı ve bu metodolijinin akademik düzeyinin gelişimi için katkılar
    sağlanmalıdır. İlgili akademilerin ve uzman grupların bir araya gelerek oluşturacağı
    makale, sempozyum ve diğer eser desteği bu analiz türünün gelişimine çok büyük
    katkıda bulunacağı gibi yatırımcı psikolojisi alanında da çok önemli datalar
    sağlayacaktır. Bu tezin yazılış amacıda yukarıda savunduğumuz fikirlerle, bu akademik
    gelişim isteğine daha önce yazılmış tezler ve yayınlanmış eserlerle beraber bir katkıda
    bulunmaktır.
    Murat ZAMAN
    Bir Sistemin Nasıl Çalıştığını bilmiyorsan, o sisteme zarar veremezsin

    "Poker masasında ilk yarım saatte yolunacak enayinin kim olduğunu anlayamazsanız, o enayi sizsiniz demektir."

  • #2
    YATIRIMCI PSİKOLOJİSİ VE BORSA

    Ahmet Serhan ÖZER

    'Kısa zamanda çok para kazanmak' sadece sizin değil , bütün borsacıların ve borsaya girmeye hevesli kişilerin ortak amacıdır. Borsanın diğer yatırım araçlarından en önemli farkı da buradadır yani teorik olarak inanılmaz kazançlar vaat etmesidir. Zaten çoğumuz da, ya bir tanıdığımızın anlat*****rından etkilenip , ya da her hafta en çok yükselen kağıtlar tablosunun cazibesine kapılıp borsaya girmişizdir ya da girmeye niyetliyizdir. Sonuçta düşünce ' Ben de bir şansımı deneyeyim, o yapmışsa ben alasını yaparım! ' düşüncesidir; ancak borsa ne sayısal lotodur, ne de at yarışıdır. Borsa bir sistemdir, kendi kuralları ve mantığı olan bir yatırım aracıdır. Aslında borsaya balıklama dalmadan önce kendimize sormamız gereken en önemli soru 'Niye borsaya giriyorum?' sorusu olmalıdır ancak cevabımız da hazırdır: 'Kısa zamanda çok para kazanmak!'. Bu stratejiyle borsaya giren bin insanın dokuz yüz doksan dokuzu kaybetmektedir, kazanan o bir kişi de gerçekten şanslıdır. Borsada birilerinin zararı daima birilerinin kârıdır, bunu da aklımızdan çıkarmayalım. Peki ne yapacağız bu durumda ,yani ne yapsak da biz de kazananların oluşturduğu mutlu azınlığın bir üyesi olsak ? Bu hiç bir zaman göründüğü kadar kolay bir iş değildir; ancak yine de borsa herkesin eşit kazanma şansı olduğu nadir alanlardan biridir. Kazananlarla kaybedenler arasındaki farkı, bizzat yatırımcının kendisi oluşturmaktadır. Kazanan bir yatırımcı olmadan önce 'Hangi yatırımcının borsada şansı yoktur.' ona bir bakalım: ' Kısa zamanda köşeyi döneceğim.' diye borsaya girmenizin aslında hiçbir sakıncası yok bana göre. Zaten hemen hepimiz bu amaçla hisse senedi almakta. Ancak görüldüğü gibi aynı oranda insan da bırakın köşeyi dönmeyi, doğru dürüst para bile kazanamamakta, hatta elindekini de kaybetmekte. O zaman yapacağımız öncelikli iş, ' Şu paramı kurtarayım, ondan sonra borsa mı... Tövbe!' demek yerine yeni bir yatırımcı mantığı oluşturmak olmalı. 'Evi arabayı sattım, borsaya girdim, bak çok kazanacağım çok.' Aslında bunun da bir sakıncası yok, elden düşme arabanızı , iki oda evinizi satıp, villanızın garajına iki tane de Mercedes çekebiliyorsanız, siz bu işi biliyorsunuz demektir zaten. Ama borsada işler pek böyle yürümez . Borsada cebinizdeki para, hissesini aldığınız şirket işas etmediği sürece sıfırlanmaz, ancak kredili işlem yaparsanız ve ne yazık ki kaybederseniz sadece cebinizdeki paradan değil, evinizden arabanızdan da olabilirsiniz. Borsaya yatıracağınız para hiç bir zaman bütün servetiniz olmamalı, ihtiyacınız olmayan, gözden çıkarabileceğiniz bir miktar olmalı. Bu parayla kazanırsanız yatırımınızı arttırırsınız, kaybederseniz de bunalımlara girmezsiniz. 'İşte Ahmet'ten duydum aldım, mayısa üç katı olacakmış!'. Borsa tembel yatırımcıyı sevmez. Sağdan soldan duyduğunuz veya okuduğunuz tüyolarla hisse alıp,



    sonra da bilgisayarın başına geçip hissenin hemen yükselmesini bekleyerek hiçbir şey kazanamazsınız. Borsa sabit getirili tüm yatırım araçlarından farklı olarak sürekli bilgilenmek, bilgiyi sürekli yenilemek ve bu yeni bilgiler ışığında strateji belirlemeyi gerektiren bir alandır. Ayrıca borsa sinirli, telaşlı ve heyecanlı davrananları affetmez, cezalandırır. Sakin, soğukkanlı ve hızlı hareket eden yatırımcıyı da ödüllendirir. Bu arada borsa yatırımcısının borsa ile ilgili tüm haberleri, uzman görüşlerini, basını takip etmesi gerekir. Yalnız bunları takip ederken dikkat etmeniz gereken husus tüm yorumlara şüphe ile yaklaşmanız gerekliliğidir. Onun bunun sözüyle hisse alır da aldığınız hisse düşerse kaybeden sadece siz olursunuz. Özellikle tüyolara azami dikkatle yaklaşmalısınız borsada. Borsada amacınız 'iyi' hisse senedini bulmaktır ve kazandırmadığı sürece her hisse 'yanlış'tır. Peki doğru hisseyi nasıl bulacağız? En basitinden, temel ve teknik olarak analiz yöntemlerimiz, aracı kurum uzmanları, borsa dergileri bir de çevrenizdeki 'uzman' dostlarınız ve yakınlarınız vardır. Bunların hepsi vereceğiniz kararları bir şekilde etkiler, ancak daha da önemlisi; genel ekonomik trendi, şirketlerin durumunu ve borsanın genel havasını hissetmeyi öğrenmenizdir. Düşen bir borsada kazanmak fırtınalı bir denizde balık tutmaya benzemektedir ve öncelikli amacınız canınızı kurtarmak olmalıdır. Usta balıkçılar zaten fırtınanın geleceğini önceden tahmin etmiş ve denize çıkmamıştır. Onlar havanın düzelmesini beklemektedir. Gerek temel, gerekse teknik analiz hiç de gözünüzde büyüttüğünüz kadar karmaşık değildir . Borsa için gerekli olan matematik bilgisi, dört işlemden ibarettir. Hisse senedine yatırım yapmak bir bilim değil, bir sanattır ve her şeyi sayı olarak görmeye eğilimli bir insan büyük dezavantaja sahiptir. Zaten borsada her şey sayılarla açıklanabilseydi bütün analistlerin trilyoner olmasına beklerdik. Her şey açıklığa kavuştuğu anda borsada kazanma şansınız azalır. Borsada risk, yarın ne olacağını kimsenin bilememesidir. Neticede analiz de bir tahmindir, ve gökten zembille inmemiştir. Analiz elinizdeki en güçlü silahtır ancak borsayı yönlendiren en önemli faktör, insan faktörüdür. Borsa, sınırlarını zorlayan ve mücadeleyi bırakmayan insanları sever;

    ancak mücadele ederken hatalarınızdan ders almayı bilmelisiniz yoksa şans hiç bir zaman yüzünüze gülmez. Bütün bunları gördükten sonra belki bir kez daha düşünme ihtiyacı hissedeceksiniz. Belki de borsa size göre bir yer değil. Bunu gerçekten de ayrıntılarıyla gözden geçirmelisiniz; çünkü borsa tüm vaktini değil ama tüm aklını bu konuya verebilen insanların başarılı olduğu bir yatırım alanıdır. 'Yok, ben uğraşamam.' diyorsanız fon yöneticileri sizi beklemektedir zaten. Biraz araştırmayla herhangi bir aracı kurum veya bankanın yönettiği bir fona girerek başınızı bir çok dertten kurtarabilirsiniz, ancak çoğu fon borsa ortalamasına yakın bir getiri vaat eder yani düşen bir borsada para kaybetmeye hazırlıklı olmalısınız. Gerçekten de eylül ayı itibariyle borsanın yılbaşına göre yüzde yirmi yedi ekside olduğu bir dönemde, yüz elli civarındaki A tipi fonun yaklaşık yüzde yetmişi de eksidedir ve yüzde yirmibeşin üzerinde getiri sağlamış fon sayısı sadece üçtür. Bu bize, hisselerden olduğu kadar, fonlardan da mucize beklemememiz gerektiğini gösteriyor borsada. Sonuç olarak borsayla uğraşmak kolay değildir ancak kârlıdır. Borsayla ilgilenmeye başladığım son dört yıl itibariyle, borsanın yaklaşık yirmi katına çıkmış olduğu gerçeğini göz önünde bulundurursak, bütün krizlere ve düşüşlere rağmen borsa tüm yatırım araçlarının getiri olarak ilerisindedir . 'Borsa uzun vadede kârlıdır.' anlayışını bir kenara bırakmalıyız; çünkü borsa; kısa vadede de son derece kazançlı olabildiği gibi uzun vadede bile para kazanamamanıza neden olabilir. Borsada size kazandıran da kaybettiren de hisse senetleridir. Doğru hisseyi yanlış zamanda almak uzun bir süre beklemenize sebep olurken yanlış bir hisseyi doğru zamanda almak da yükselen borsa karşısında hiç para kazanamamanıza hatta kaybetmenize neden olabilir. Borsada nihai amaç üç doğruyu yakalamaktır, doğru hisseyi, doğru zamanda, doğru fiyattan almaktır. Buna bir de "Doğru zamanda satma"yı eklemeliyiz çünkü cebinizdeki bir birim kar , kağıt üzerindeki on birim kardan her zaman daha iyidir. 'Borsada nasıl zengin olursunuz ?' sorusunun cevabına gelince. Aslında fazla heveslenmemeliyiz; çünkü borsada kazandıran sihirli bir formül henüz bulunamamıştır (O formülü bulmuş olsaydım bu yazıyı Bahamalar'dan yazıyor olurdum zaten). Ancak gördüğümüz odur ki, kazanan yatırımcılar kendi yatırım stratejilerini belirlemiş ve bunu disiplinle uygulamış olanlardır. Neticede, hatalarınızdan ders almayı bilerek kendi disiplininizi oluşturur ve bunu hislerinize yenik düşmeden, kararlı ve mantıklı bir şekilde uygularsanız borsa sizi mutlaka ödüllendirecektir.
    Fazla ciddiye almayın şu hayatı; Nasıl olsa içinden canlı çıkamayacaksınız.


    Necip Fazil'a sormuşlar: - Üstad, özel arabaniz yok mu?
    Şair aninda cevap vermiş : - Ona en son bineceğiz.


    Benim istediğimi ALLAH istemiyorsa, konu kapanmıştır.

    Türkiye'nin en kaliteli borsa forumu.
    hisse yorum,hisse haber,hisse analiz,hisse temel analiz,hisse teknik analiz,parite yorum,dolar yorum,euro yorum,altın yorum,vob yorum,varant yorum.
    hisse net tahminleri ile borsa yorum ve haber borsa konusunda lider borsa forum sitesi.



    http://hisseanaliznet.blogspot.com
    https://twitter.com/hisseanaliznet
    Hisseanaliz Net | Facebook

    Yorum yap


    • #3
      PİYASALARDA YATIRIMCI PSİKOLOJİSİ VE ALIŞKANLIKLAR

      Başarılı bazı yorumcularının aslında borsada hiç paraları yoktur. Acaba bu kişiler piyasalarda aktif işlem yapsalar yorumları daha mı başarılı olurdu? Piyasalarda doğru karar almada yatırım psikolojisinin önemi nedir ve insanların alışkanlık yapıları piyasalarda başarılı olmalarını ne kadar etkiler? Bugün bu konu hakkında fikirlerimi paylaşmak istiyorum.
      İlk olarak başarılı bazı yorumcuların borsada hiç paraları yok ve acaba aktif işlem yapsalar yorumları daha mı başarılı olurdu sorusunu cevaplıyorum:
      Başarılı bazı yorumcuların ardışık yorumlarını okursanız adamların yorumları çok kısa bir zaman içinde değişebilmektedir. Bu yorumlardaki soğuk kanlılığa ve tarafsızlığa hayran kalırsınız. Aslında bunun sebebi çoğu zaman bu insanların piyasalarda o anda yada genelde işlem yapmamalarıdır. Bu durumda aslında piyasada olan kişilerin karşılaştığı psikolojik durumlarla karşılaşmamak göreceli olarak başarıyı getirir.

      Yatırım yapan insandaki genel insan psikolojisi şudur:

      1-İnsanlar aldıkları kararların doğru olduğuna inanırlar:
      İnsanlar doğru yada yanlış aldıkları kararların doğru olduğuna inanırlar. Örneğin bir araba almış bir adam arabasının diğer markalar arasından nasıl sıyrıldığını vs vs anlatır. Bu durum yatırımda da böyledir. İnsanlar aldıklarını kararların doğruluğuna taraflı bir şekilde inanırlar zaten bu bir psikolojik mekanizmadır ve aslında her şeyi doğru mu yanlış mı diye sorgularsak zaten kafa beyin kalmaz huzursuz mutsuz bireyler oluruz. Ancak bu durum yatırım yapma konusuna geldiğinde çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. A yerine B arabası almanız sadece sizin konforunuzu azaltır ancak yanlış bir yatırım kararı hayatınızı karartabilir.

      2-Zararı kabullenmeme ve kısa kesmeme:
      Bu durum aslında kişinin zararlı bir pozisyonda oturmaya meyilli olması demektir. Genelde psikoloji şudur. 1 nolu maddeden dolayı zaten aldığımız her karar doğrudur. İkincisi de insanlar psikolojik olarak zararı kabullenip pozisyon kapatmaktansa o zararın ileride karlı bir pozisyona döneceği konusunda inançlıdırlar. Bu durumda insanlar zararlı bir pozisyonu uzun süre taşıyıp zararın büyümesini izlerler. Tam tersine karlı bir pozisyona geçince de bir an önce karı cebine koymayı düşünür. O durumda da zaten karlı bir pozisyonun büyümesine izin vermediğinden kazançları güdük kalır. Bu durum aslında yatırımın karın üzerinde otur zararı kısa kes felsefesine tam terstir. Yani insan doğası yatırımın felsefesine ters kalır.

      Zaten yatırım yapan insanın yanlış kararlar alıp sonra geriye baktığında bunu farketmesi de bu yüzdendir. Pozisyon taşıyan yatırım yapan bir kişi 1 ve 2 nolu maddelerden dolayı aslında çok zeki rasyonel birisi de olsa bu durumu kabullenemez. Benim kendi başıma da geldi biliyorum ve yatırım yapmak isteyen kişinin en büyük handikaplarından birisi budur. Zararı kabullenme psikolojisi ve yanlış düşünmüşüm mantığı kişide oluşmazsa yatırımdan kazanmak çok zor hal alır. Bu yüzdendir ki piyasalardan uzakken ne kadar doğru düşündüğümüzü söyleriz ancak piyasanın içine girdiğimiz an mantıksız irrasyonel davranmaya başlarız.

      3-Alışkanlıklar:
      Bir diğer konu da piyasalarda yer alan alışkanlık psikolojisi. Alışkanlıkların temelinde aslında insan beynini korumak yer alır. Araba kullandığınızı düşünün ilk öğrendiğiniz zaman her hareketi sorgularsınız ve başınız deli gibi ağrır çünkü zihinsel aktiviteniz maksimum seviyeye çıkmıştır.Bu sürdürülebilir bir durum değildir o yüzden de bir süre sonra bazı refleks ve alışkanlıklar belirir. Bu da aslında sizin beyninizi korurken yeni konular hakkında daha sağlıklı kararlar vermenizi sağlar. Alışkanlık dediğimiz şey bizi normal hayatta korur ve üç aşağı beş yukarı doğru kararlar almamızı da sağlar.
      Yalnız yatırım yapmaya gelince bu durum çok tehlikeli bir hal alır. Bir süre düşüş piyasasında olan bir kişi düşüşün hep devam edeceğini düşünür yada tam tersi yükselişte olan bir kişi aynı psikolojiye girer. Bir diğer durum da geçmişteki fiyat seviyelerinden gelen pahalı ve ucuz algısıdır. Bu da alışkanlıklarımızın sonucudur. Ancak yatırım işinin mantığı bunun tam tersidir. Alışkanlıklarımız bize çok pahalıya patlar. Borsada çoğu hisse senedinde görmüşümdür örneğin 1 seviyesine hisse senedi gelir yüzde 10 düşer ve bu işlem 8 10 kez tekrarlanır. Bunun sonucunda da o hisseyi alıp tutan birisi 1 2 kez bu yüzde 10 luk marjdan kısmen de olsa faydalanabilir. Ancak son seferinde 1 den sattığında hissenin bu sefer kopup gittiğini görünce afallar ve büyük bir fırsatı nasıl kaçırdığına hayıflanmakla kalır.

      Yatırım işi böyledir piyasadaki büyük oyuncular bu psikolojiyi çok iyi bilmektedirler. Piyasada belirli paternler yaratarak yatırımcıyı belirli bir alışkanlığa sokarlar ve sonrasında da bir anda çok hızlı bir şekilde alışkanlığın tam tersi bir hareket yaparlar. Yatırımcı da bu duruma adapte olana kadar zaten iş işten geçmiştir ve bu döngü sürekli devam eder. Sonrasında da yatırımcı yatırıma küser ve piyasayı terk eder. Bu psikolojiye düşen çok yatırımcı gördüm ve çok iyi analiz yapılmış olsa da büyük paraların kaybedildiğine şahidim.

      4-Danış*****rımız:
      Bir diğer konu da başkalarının sözlerine güvenerek yatırım yapmaktır. Bu durumda başkaları yatırım önerisi konusunda yeteri kadar bilgili olmasalar, yada bilgili olsalar bile piyasa ters yöne gitme eğilimine girerse para kaybetmeyle sonuçlanır. Bir de bazı insanların ikna kabiliyeti çok yüksektir yanlış bile olsa zihninizi manipüle edebilirler. Bu durum yatırım kararlarının yanlış olmasına yol açar. Çünki birisine danışmak zihindeki korku algısını güvene bırakır ve bu durum da yatırım için tehlikelidir. Yatırımın en temel prensiplerinden birisi olan korku yatırım için gereklidir, ihtiyat yatırım için gereklidir. Daha fazla kaybetme korkusu stop loss yapmamızı sağlar, yatırım enstrümanını yeterince tanımadığımızdan dolayı belki hiç bulaşmaz para kaybetmeyiz gibi. Bu durumda danışmak iyi bir şeydir ancak yatırımla ilgili stratejinizi engellememelidir. Danışmak hangi hisse senedini seçeceğinizi size söylerken zarar durumunda ne yapacağınız kendi stop loss düşüncenizle yapılmalıdır.

      Bu söylediklerimin farazi olduğunu düşünenler endeks izlesinler ve kendi kafalarından sanal alım satım yapmaya çalışsınlar. Psikolojinin bu durum üzerindeki etkisini kolayca anlayabilirler. Yatırım odaklanmış eğitimli bir zihin gerektirir. Bazen çok iyi yatırımcıların da yorgun oldukları dönemlerde çok para kaybettiklerine şahit olmuşuzdur.

      Sonuç olarak yatırım yapmak sağlam sinirler ve psikolojik kontrol gerektirir. Sadece temel analiz ve teknik analiz bilgileriyle değil psikolojik olarak da insanın kontrollü olması gereklidir. Zaten yatırımda başarılı bile olunsa psikolojik olarak zayıfsanız o işten kazanılan paranın kıymeti yoktur. Yatırım yapan kişi sanki yatırım yapan kendisi değilmiş gibi tarafsız bir gözle hareketlerini sorgulayabilmeli ve bu saydığım psikolojik etkenlere karşı da savunmada olmalıdır. Yatırım yapmak, matematik, ekonomi ve psikolojinin birleşimidir. Bu üç alanda da eksik gedik bırakmayacak şekilde uğraşmalıyız.
      Fazla ciddiye almayın şu hayatı; Nasıl olsa içinden canlı çıkamayacaksınız.


      Necip Fazil'a sormuşlar: - Üstad, özel arabaniz yok mu?
      Şair aninda cevap vermiş : - Ona en son bineceğiz.


      Benim istediğimi ALLAH istemiyorsa, konu kapanmıştır.

      Türkiye'nin en kaliteli borsa forumu.
      hisse yorum,hisse haber,hisse analiz,hisse temel analiz,hisse teknik analiz,parite yorum,dolar yorum,euro yorum,altın yorum,vob yorum,varant yorum.
      hisse net tahminleri ile borsa yorum ve haber borsa konusunda lider borsa forum sitesi.



      http://hisseanaliznet.blogspot.com
      https://twitter.com/hisseanaliznet
      Hisseanaliz Net | Facebook

      Yorum yap


      • #4
        BORSA VE YATIRIMCI PSİKOLOJİSİ

        Doç. Dr. Ö. Ayhan Kalyoncu

        Madenler, tarımsal ürünler gibi malların ve hisse senedi, tahvil gibi değerli kağıtların alınıp satıldığı, fiyatlarının belirlendiği piyasalara borsa denir. Bir şirket büyüdüğü ve başarılı olduğu zaman genellikle hisse senedi ve tahvillerini halka açık olarak satışa çıkarır. Bu noktada, "menkul kıymetler" olarak adlandırılan hisse senedi ve tahvillerin alım satımının yapıldığı borsalar işin içine girer. Dünyanın her yerinde bu tür menkul kıymet borsaları vardır. Ülkemizde hizmet veren İstanbul Menkul Kıymetleri Borsası (İMKB), 1986 yılının başında piyasa işlemlerine başlamıştır.

        Ancak sıradan insanlar borsadaki hisse senedi ve tahvilleri alıp satamazlar. Yatırımcı olarak adlandırılan bu kişiler borsada yapmak istedikleri işlemleri, bu iş için özel izni bulunan borsanın üyesi bir komisyoncu şirket veya kişi aracılığı ile gerçekleştirebilirler. Artık aracı kurumlar olarak tanımlanan borsa komisyoncusu, alım satımına aracı olduğu menkul değerler için belli bir oranda komisyon alır.

        Özellikle son günlerde İMKB'de oluşan büyük orandaki endeks düşmesine bağlı hisse senedi ve tahvillerde oluşan değer kaybına bağlı ziyanı yaşayan orta ve küçük yatırımcılar olarak bilinen bu kişilerin psikolojisi nedir? Neden birikimlerini borsaya yatırıyorlar? Kazandıkları zaman neler olacağı malum. Zaten o zaman herhangi bir sorun yok. Ama ya kaybettikleri zaman neler oluyor?

        Evet, eğitim düzeyi ne olursa olsun çoğunluğu erkek olmak üzere, yaklaşık 1.2 milyon kişi borsada işlem yapmaktadır. Yılbaşında 3.79 cent iken şimdilerde 1.17 cente kadar düşen endeks bağlı olarak borsanın genel hacminde son 10 gündeki düşüş yaklaşık 8 milyar dolardır. Şimdi yatırımcılar bu kaybın oluşturduğu psikolojiyi toplu bir fenomen olarak yaşıyorlar. Her yatırımcının yüzünden düşen bin parçaya bölünüyor. Genellikle her türlü probleminin nedeninin ve çözümünün para olduğunu düşünen bazı yatırımcılar için özellikle sorun, daha da büyük önem kazanmaktadır.

        Borsada oynayan yatırımcıların psikolojileri genel olarak değerlendirildiğinde kendilerine çok güvenen, biraz kolay tüketebilen, kişisel stress, sıkıntı ve depresyonu yaşamaktan kaçan insanlar oldukları görülür. Çabuk ve fazla emek sarf etmeden elde edilen kazançlar için birikimlerini borsaya aktaran kişilerin hırsları aracı kurumlar tarafından da kolayca farkedilir. Ve hemen kendilerine, biraz işlem yapmaya başladıklarında hesaplarındaki meblağdan daha fazlası ile yatırım yapabilme olanağı sağlayan yüksek faizli krediler sunulur. Ancak verilen krediler, eğer yatırımcı zarara girmişse hemen faizi ile birlikte kendisine de sorulmadan ana parasından tahsil edilir. Böylece yatırımcı en küçük yanlış tercihinde borçlandığı için elindeki parasını hemen kaybeder. Aslında aracı kurumlar krediyi bir kaldıraç gibi doğru zamanlarda kullanılabilecek mali bir enstrüman olarak müşterisine sunuyor ama bilinçsiz yatırımcı bunu kendi parası gibi düşünüp uzun vadeli kullanıyor. Ani düşüşler durumunda krediyi veren aracı kuruluş sözleşme kuralı gereği kendi verdiği krediyi kurtarmak için yatırımcının malını satma yoluna gidiyor. Bu da yanlış kredi kullanan yatırımcının sonu oluyor. Yatırımcının kredi alarak büyümesi, bir mali hesap işidir. Zaten kredi doğru kullanılmadığı zaman yalnız borsada değil her sektörde yatırımcının sonu olur.

        Borsada oynamaya başlayan yatırımcılar genellikle giderek artan miktarlarla oynayarak kronikleşen bir sürece girerler. Bu serüven genellikle 3 fazı bulunur. Borsa "intikal ya da balayı fazı" olarak adlandırabileceğimiz bu ilk fazda yatırımcılar özellikle borsanın hızlı yükselme dönemlerinde girerler ve normal çalışma yaşamlarında bir yılda kazanacakları meblağı çok kısa bir süre içerisinde kazanırlar. Bu durum, çevrelerince de hayranlık ve biraz da kıskançlıkla karşılanır. Kendilerine güven iyice artar. Bekledikleri mucize oluşmaktadır. Üstün yetenekleri ile herşeyi kısa zamanda çözmüş ve daha büyük kazançların eşiğindedirler.

        Ama artık endekste tırmanış durmuştur. Kazanmak bir kenara, elindekini muhafaza etmek bile zorlaşmaya başlar. Artık "ilerleyen kaybetme fazı" başlar. Yaşam borsanın takibine endekslenir. Usta yatırımcı gitmiş yerine aptalca riskler alan, kredi borçları ile oynayan, işini ihmal eden oyuncu gelmiştir. Bu oyuncu artık yatırımcı değil bir anlamda kumarbaz olmuştur. Zaten büyük meblağlarla oynadıktan sonra normalde mesleğinden kazanabileceği aylık ve yıllık gelirler bir seansta kazanılıp, kaybedildiğinden çalışmakta anlamsız gelmeye başlar.

        Bunu takiben son dönem olarak "umutsuzluk fazı" başlar. Çılgınca büyük miktarlarda oynamaya başlar. Birikimler harcanır ve gayri menkuller satılır. Aile ve sosyal çevreden alınan borçlar geri ödenemez. Kumarbazlık ileri derecede hastalık boyutuna ulaşmıştır. Karşılıksız çeklerle, zimmete para geçirmekle ve dolandırıcılıklarla elde edilen meblağlarla zararlar kapatılmaya çalışılır. Ailelerinden bile uzaklaşarak gitgide yalnızlığa düşerek ciddi depresyona girebilirler. Yaşam anlamını kaybetmiş, kayıplar telafi edilemez hale gelmiştir. İntihar teşebbüsleri başlar. Antisosyal eğilimli kişiler ise bu aşamadan sonra genellikle tamamen illegal yaşam içine kayarlar.

        Yukarıda belirtilen süreç kişiden kişiye çeşitli faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Ancak temelinde kolay para kazanma hırsı olan yatırımcı ne olursa olsun bir gün ekonominin gereği olarak ortaya çıkabilen düşüşlerde yaşayacağı hızlı kayıplarla yukarıda tanımlanan süreçlere girebilir. Her zaman yavaş ve sağlam adımlarla ilerlemek iyidir. Hani "acele giden, ecele gider" sözü var ya onun gibi. Borsa bağımlılık olmuşsa, kayıplarınız nedeni ile ruhsal durumunuz bozulmuşsa, sıkıntı, kaygı, depresyon ve intihar fikirleri varsa zaman kaybetmeden psikiyatrik tedaviye başvurulması en uygun çözümü sağlayacaktır.

        Bu yazı küçük ve orta yatırımcılar için yazılmıştır. Büyük yatırımcılar zaten her zaman kazanırlar. Onlar zaten borsadan kazanmasalar, başka yerden hortumlarlar. Borsada küçük ve orta yatırımcılar için en akıllıca strateji; hiçbir zaman aracı kurumlardan kredi almadan, sadece uzun vadeli yatırımlarla büyük düşüşlerde bile paniğe kapılmadan, bekleyerek değerlendirmeleridir. Hepinize mutlu ve sağlıklı kazançlı günler dilerim.
        Fazla ciddiye almayın şu hayatı; Nasıl olsa içinden canlı çıkamayacaksınız.


        Necip Fazil'a sormuşlar: - Üstad, özel arabaniz yok mu?
        Şair aninda cevap vermiş : - Ona en son bineceğiz.


        Benim istediğimi ALLAH istemiyorsa, konu kapanmıştır.

        Türkiye'nin en kaliteli borsa forumu.
        hisse yorum,hisse haber,hisse analiz,hisse temel analiz,hisse teknik analiz,parite yorum,dolar yorum,euro yorum,altın yorum,vob yorum,varant yorum.
        hisse net tahminleri ile borsa yorum ve haber borsa konusunda lider borsa forum sitesi.



        http://hisseanaliznet.blogspot.com
        https://twitter.com/hisseanaliznet
        Hisseanaliz Net | Facebook

        Yorum yap


        • #5
          Cevap: Yatırımcı psikolojisi

          Siyah Kuğular



          SİYAH KUĞU – OLASILIKSIZ GÖRÜNENİN ETKİSİ
          NASSİM NİCHOLAS TALEB

          Siyah Kuğu olarak bahsedeceğim olayın üç temel özelliği vardır:
          1. Olağan beklentilerin dışında kalmasından dolayı sıradışı olması (Nadirlik),
          2. Olağanüstü bir etki gücüne sahip olması (Olağanüstü Etki Gücü),
          3. Beklenmedik olmasına rağmen insan doğası bizi, ortaya çıkışından sonra söz konusu olguyu açıklanabilir ve öngörülebilir hale getirecek birtakım açıklamalar bulmaya yöneltmesi (Geçmişe Dönük Öngörü)


          Bir girişimin getirisi genellikle, tahmin edilenle ters orantılıdır. Sıradışı olayları öngörememek, tarihin akışını da öngörememek demektir. Siyah Kuğular öngörülemediğine göre, safça onları öngörmeye çalışmak yerine varlıklarına alışmamız gerekir. Anti-bilgiye ya da bilmediklerimize odaklandığımız takdirde yapabileceğimiz pek çok şey vardır. Diğer çok sayıda faydasının yanı sıra, kendimizi azami düzeyde açık tutarak (pozitif türdeki) az bulunur Siyah Kuğuları biriktirmeye başlayabiliriz. Dolayısıyla doğru strateji, olabildiğince kurcalamak ve elinizden geldiğince Siyah Kuğu fırsatları toplamaya çalışmaktır.

          Bildiklerimize aşırı odaklanmadan kaynaklanan bir kusurumuz var; geneli değil kesin olanı öğrenmeye eğilimliyiz. Sorun zihnimizin yapısından kaynaklanıyor; kuralları değil olguları, yalnızca olguları öğreniyoruz. Soyut olanı küçümsüyoruz, hatta şiddetle kınıyoruz. Düşünmek öylesine zaman ve enerji tüketen bir şey ki, atalarımız yüz milyon yılı aşkın bir zamanı düşünmeyen memeliler olarak geçirmişler. Önlemin tedaviden daha gerekli olduğunu herkes bilir, fakat önlemler pek ödüllendirilmez.

          Sosyal yaşamda neredeyse her şey nadir ama önemli şoklar ve sıçrayışlar tarafından üretilir; bu arada sosyal yaşama ilişkin neredeyse tüm çalışmalar normal olana odaklanarak, özellikle de size hemen hemen hiçbir şey söylemeyen çan eğrisi çıkarsama yöntemleriyle yapılır. Neden mi? Çünkü çan eğrisi büyük sapmaları göz ardı eder, onlarla uğraşamaz, ama yine de bizi belirsizliği hafiflettiğimize inandırır. Bu kitaptaki eleştiri yalnızca çan eğrisine ve kendini kandıran istatistikçilere ya da kendini oyalayacak teorilere ihtiyaç duyan Platonikleşmiş akademisyenlere yönelik değildir. Bize anlamlı gelen şeylere odaklanma dürtüsüyle ilgilidir. Bugün yaşadığımız dünya alışageldiğimizin çok ötesinde bir hayal gücüne sahip olmayı gerektirmektedir. Hayal gücünden yoksunuz, başkalarında olanı da bastırıyoruz. Bu durum, uç olanı bir kenara itilecek bir istisna değil de başlangıç noktası olarak görmemiz gerektiğini ortaya koyuyor. İlerlememize ve bilgimizin artmasına rağmen, hatta belki tam da bu tür bir ilerleme ve artış nedeniyle, insan doğası ve sosyal bilim bu fikri bizlerden elbirliği etmişçesine sakladığı sürece, geleceğin gitgide daha az öngörülebilir hale geleceğini ileri sürüyorum.


          Birinci Bölüm – Umberto Eco’nun Anti-Kütüphanesi Ya Da Onay Arayışımız

          Okunmuş kitaplar okunmamışlardan daha az değerlidir. Aslında ne kadar çok bilirseniz okumadığınız kitapların sayısı da o kadar çoğalır. Biz bu okunmamış kitaplar koleksiyonuna anti-kütüphane diyelim. Nedense bildiğimiz şeyleri biraz fazla ciddiye alıyoruz. Geçmişin en ince ayrıntısına kadar özenle incelenmesi size tarihin mantığı hakkında pek bir şey öğretmez, yalnızca anladığınıza dair bir yanılsama yaratır.

          Tarih ve toplumlar emeklemez, sıçrama yaparlar. Ciddi bir titreşim hissettirmeden, bir kırılmadan diğerine geçerler. Yine de bizler (ve tarihçiler) öngörülebilir, küçük aşamalar halinde ilerlemeye inanmak isteriz. Olaylar kendilerini bize çarpıtılmış bir biçimde sunarlar. Bilginin doğasını düşünün; bir olayın meydana gelmesinden önce etkili olan milyonlarca, hatta belki trilyonlarca küçük olgudan yalnızca birkaçı sonradan olup bitenlere ilişkin anlayışınızla ilintili görünecektir. Belleğiniz sınırlı ve süzülmüş olduğundan, sonradan olgularla örtüşen verileri hatırlama eğilimi gösterirsiniz. Bir olasılıkçı olarak bana ilginç gelen şey, rastlantısal bir olayın belirli bir görüşü savunan bir grubu başka bir görüş yanlısı diğer bir grupla ittifak yapmak durumuna getirmesi, böylece sürpriz bir ayrılığa dek ikisinin kaynaşıp birleşmesidir. Sorun olayların doğasında değil, bizim onu algılayışımızdadır.

          Öğütlerin büyük çoğunluğu ölçülü ve mantıklı olmayı öğütlüyor, bu da Siyah Kuğu görüşü ile çelişir. Çünkü deneysel gerçeklik ölçülü değildir ve kendi versiyonu olan mantıklılık da alışılagelmiş vasat tanımına karşılık gelmez. Gerçekten deneysel olmak, gerçekliği olabildiğince aslına sadık bir biçimde yansıtmaktır; onurlu olmak, sıradışı olmanın görüntüsünden ve sonuçlarından korkmamak demektir. Eğer bir fikir insanıysanız, çok fazla çalışmanıza gerek yoktur, yoğun bir biçimde düşünmeniz yeterlidir. Ürettiğiniz şeyin miktarı yüz de olsa, bin de olsa, yaptığınız iş aynıdır.

          Ölçeklenebilir meslekler, ancak başarılıysanız iyidir; daha fazla rekabet içerir, korkunç eşitsizlikler yaratır, harcanan çabalarla karşılıkları arasında büyük farklar barındırdığından çok daha rastlantısaldır. Pastanın büyük payını birkaç kişi paylaşırken, ötekiler hiçbir hataları olmadığı halde dışarıda bırakılır.

          Vasatistan kolektif, rutin, aşikar ve öngörülmüş olanın zorbalığına katlanmak durumunda olduğumuz bir yerdir. Aşıristan ise tekil, rastlantısal, görülmemiş ve öngörülmemiş olanın zorbalığına tabi olduğumuz bir yerdir.


          Vasatistan Aşıristan
          Ölçeklenemez Ölçeklenebilir
          En tipik üyesi vasattır En tipik olanı ya dev ya da cüce, yani tipik üye yoktur
          Kazananlar pastanın küçük bir kısmını alırlar Kazananlar neredeyse hepsini alırlar
          Daha çok geçmiş zamanlarda rastlanır Daha çok modern dünyada rastlanır
          Siyah Kuğu etkisine kapalı Siyah Kuğu etkisine açık
          Fiziksel sınırlamalara tabi Sayısal bir değer üzerine fiziksel sınırlamalar yok
          Genel olarak boy gibi fiziksel niceliklere tekabül eder Sayısal değerlere – örneğin servet – tekabül eder
          Gerçekliğin kendiliğinden sunabildiği neredeyse ütopik bir eşitlik vardır Kazananın herşeyi aldığı bir eşitsizlik hakimdir
          Tek bir örnek ya da gözlem toplamı belirlemez Toplam, az sayıda sıra dışı olay tarafından belirlenir
          Bir süre gözlem yaptığınızda olup bitenleri anlamaya başlayabilirsiniz Neler olup bittiğini anlamak uzun zaman alır
          Kolektif olanın zorbalığı Rastlantısal olanın zorbalığı
          Gördüklerinizle öngörüde bulunup görmediklerinize uzanmak kolaydır Geçmiş bilgiye dayanarak öngörmek zordur
          Tarih emekler Tarih sıçramalar yapar
          Olaylar çan eğrisine veya onun varyasyonlarına göre dağılım gösterir Dağılım, ya Mandelbrot’un Gri Kuğularına ya da hiç hesaplanamaz Siyah Kuğulara göredir
          Aşıristan’da eşitsizlikler öyle bir boyuttadır ki, tek bir örnek bütünü veya toplamı orantısız biçimde etkileyebilir. Aşıristan’a özgü niceliklerle uğraşıyorsanız, tek bir gözleme fazlasıyla bağlı olabileceğinden herhangi bir örneklemeye bakarak ortalamayı hesaplamakta zorlanacaksınız. Aşıristan’da tek bir birim kolaylıkla toplamı orantısız bir biçimde etkileyebilir. Bu dünyada verilerden edindiğiniz bilgiden her zaman kuşkulanmalısınız.

          Güven duygusu en yüksek düzeye ulaştığı anda bekleyen tehlike de doruğa ulaşır. Geçmişte geçerli olan bir şey, hiç beklenmedik bir zamanda geçerliliğini yitirir ve geçmişten öğrendiğimiz şeyin en iyi ihtimalle uygunsuz veya yanlış, en kötü ihtimalle de alçakça bir aldatmaca olduğu anlaşılır. Çok geç endişeleniyoruz, iş işten geçtikten sonra. Geçmişe dair naif bir gözlemi kesin veya geleceği temsil eden bir şey sanmak, Siyah Kuğuları anlamaktaki beceriksizliğimizin ilk ve tek nedenidir.

          Genel olarak, olumlu Siyah Kuğuların etkisini göstermesi zaman alırken, olumsuz olan çok çabuk gerçekleşir; yıkmak yapmaktan çok daha kısa sürer ve çok daha kolaydır. Siyah Kuğu körlüğümüzün neden olduğu başlıca hususlar şunlardır:
          • Görülmüş olanın seçilmiş kısımlarına odaklanıp, buradan görülmemiş olana genelleme yapıyoruz; Teyit Hatası
          • Kesin örneklere olan Platonik susuzluğumuzu gideren hikayelerle kendimizi kandırıyoruz; Anlatı Yanıltmacası
          • Siyah Kuğu yokmuş gibi davranıyoruz; İnsan doğası Siyah Kuğular için programlanmamış
          • Her şey gördüklerimizden ibaret değil. Tarih bizden Siyah Kuğuları saklıyor ve bu olayların olasılıklarına ilişkin yanlış bir fikir veriyor; Sessiz Delilin Çarpıtılması
          • At gözlüğüyle bakıyoruz; Yani, belirsizliğin iyi tanımlanmış birkaç kaynağına, Siyah Kuğuların çok özgül bir listesine odaklanıyoruz. Böylelikle kolayca akla gelmeyen diğerlerini göz ardı etmiş oluyoruz.


          Teyit, düşünme alışkanlıklarımıza ve genel kanımıza işlediği ölçüde tehlikeli bir hata olabilir. Bilgi, kesin olduğunda bile, çoğu zaman uygun eylemlere yol açmaz; çünkü bildiğimizi unutma ve yeterince dikkat etmediğimizde, uzman dahi olsak, uygun bir biçimde nasıl işleneceğini unutma eğilimi gösteririz. Çıkarsama ve tepkilerimizin bu alana özgülüğü her iki yönde işler; bazı problemleri ders kitaplarından değil, uygulayarak anlayabiliriz; bazılarını ise ders kitaplarından anlamak daha kolaydır. İnsanlar sosyal bir durumda bir problemi neredeyse hiç çaba sarf etmeden çözebilir, fakat soyut bir mantık problemi şeklinde karşılarına çıktığında zorlanabilirler.

          Geçmişe bakıp teorilerinizi destekleyen örnekleri bulur ve onları delil sayarsınız. Bir dizi doğrulayıcı olgu mutlak surette delil oluşturmaz. Beyaz Kuğuları görmek, Siyah Kuğuların olmadığını kanıtlamaz. Gerçeğe negatif örneklerle yaklaşırız, doğrulama yoluyla değil. Gözlemlenmiş olgulara dayanarak yapılan genellemeler yanıltıcıdır. Bazen çok sayıda veri hiçbir anlam ifade etmeyebilir, bazen de tek bir bilgi son derece anlamlı olabilir. Bin günlük bir sürenin haklı olduğunuzu kanıtlayamayacağı ama tek bir günün yanıldığınızı kanıtlayabileceği doğrudur. Yanlış olanı, doğru olandan çok daha emin bir biçimde bilirsiniz.

          Biliş-bilimciler yalnızca doğrulanmaya yönelik doğal eğilimimizi incelemiş ve çıkarsama hatasına karşı bu savunmasızlığı teyit (doğrulama) önyargısı olarak adlandırmışlardır. Belli bir kuralı ya doğrudan, geçerli olduğu örneklere bakarak, ya da dolaylı olarak, geçerli olmadığı örneklere bakarak sınayabilirsiniz. Gerçeği saptamakta, çürütücü örneklerin gücü çok daha yüksektir. Fakat bu özelliğin farkında olduğumuz söylenemez. İnatla, kendi uydurduğumuz kuralı doğrulatma çabasına gireriz. Spekülatör George Soros, finansal bir riske girerken daima ilk teorisinin yanlışlığını ortaya koyacak hususları araştırmaktadır. Gerçek anlamda özgüven belki de budur; egonu okşayacak işaretler aramaya ihtiyaç duymadan dünyaya bakabilmek. Fakat ne yazık ki bu doğrulama kavramı, düşünme biçimimize ve ifade ediş tarzımıza kök salmıştır.

          Olguları yargıda bulunmadan ve açıklamalardan kaçınarak görmek ve hatırlamak ciddi bir çaba gerektirir. Bu yüzden de kadim kuşkucuların temel öğretisi olan yargıdan kaçınmak, insan doğasına aykırıdır. Yorumlarınız açısından tam bir kuşkucu olmayı denerseniz kısa sürede bitkin düşersiniz. Kuramlaştırmaya direndiğiniz için de aşağılanırsınız. Anlamlar yükleme ve kavramlar oluşturmaya olan eğilimimiz, kavramı oluşturan ayrıntıları algılamamızı engeller.

          Kafamıza girmeleri için meselelerin boyutlarını küçültmeye ihtiyacımız vardır. Yani üzücü de olsa, onları kafamıza ancak bu şekilde sıkıştırabiliriz. Enformasyon ne denli rastlantısalsa çapı da aynı oranda büyüktür, dolayısıyla özetlenmesi de bir o kadar zordur. Ne kadar özetleyebilirseniz, o kadar düzene girer, rastlantısallığı da o denli azalır. Bu yüzden, bizi basitleştirmeye iten koşul, dünyanın gerçekte olduğundan daha az rastlantısal olduğunu düşünmemize neden olur.

          Bir şeyleri açıklamanın bir milyon yolu olabilir ama, elimizin altında olsa da olmasa da doğru açıklama yeganedir. Anlatı ve onun ilişkili mekanizması olan sansasyonel olgunun dikkat çekiciliği, olasılık tahminlerimizi altüst edebilir. Belirtilmemiş bir neden hiçbir neden olmaması anlamına gelir. Tekrarlardan – daha önce gerçekleşmemiş olayların pahasına – ders alırız. Tekrarlanamaz olaylar, meydana gelmelerinden önce göz ardı edilir, sonrasında ise bir süreliğine abartılırlar. Umulmayanın etkisi, örneğin bomba etkisi yaratan bir kitabın toplam kitap satışlarındaki payı, tahmin etmekte sezgilerimizin yeterli olmadığını ortaya koymaktadır.

          Siyah Kuğuları doğru dürüst anlayamamamız, büyük oranda olayların olasılıkları hakkında bize yanlış bir harita çizen anlatıları, sansasyoneli ve duygusallığı kullanmamızdan kaynaklanır. Ayrıca, Siyah Kuğu denilen kavramı, bir tanesi meydana geldikten kısa bir süre sonra unutma eğilimi gösteririz, çünkü bizim için fazla soyuttur; bunun yerine kolayca hatırlayabildiğimiz somut ve canlı olaylara odaklanırız. Vasatistan’a bakacak olursak, orada anlatılar işe yarar görünür; geçmişin soruşturmalarımıza yanıt vermesi olasıdır. Fakat Aşıristan’da tekrar yoktur, sinsi geçmişe şüpheyle yaklaşmanız, basit ve aşikar anlatıdan kaçınmanız gerekir. Anlatı yanıltmacasının zararlarından kurtulmanın yolu, deney yapmayı hikaye anlatmaya, deneyimi tarihe, klinik bilgiyi de teorilere üstün tutmaktan geçer. Deneyci olmak, yalnızca belirli bir bilgi türünü diğerlerine üstün tutan bir zihniyete sahip olmak demektir. Neden kelimesini kullanmaktan sakınıyor değilim, fakat benim ele aldığım nedenler ya cesur skekülasyonlar ya da deney sonuçlarıdır, hikayeler değil. Anlatıyı kullanmanın – ama iyi bir amaç uğruna – bir yolu olabilir. Bir elması ancak bir elmas kesebilir; ikna etme kabiliyetimizi doğru mesajı ileten bir hikayeyle kullanabiliriz; görünürde hikayecililerin yaptığı budur. Buraya kadar, Siyah Kuğu körlüğümüzün altında yatan iki içsel mekanizmayı inceledik: Doğrulama önyargısı ve anlatı yanıltmacası. Bundan sonraki kısımlarda bir dış mekanizmayı ele alacağız; Kayda geçirilmiş olayları öğrenme ve yorumlama tarzımızdaki eksiklik ve onlardan öğrendiğimizi hayata geçirme tarzımızdaki eksiklik.

          Entelektüel, bilimsel ve sanatsal etkinlikler Aşıristan ülkesine özgüdür; burada ciddi bir başarı yoğunlaşması söz konusudur, çok az sayıda galip, pastadan çok büyük pay alır. Yapılan araştırmalarda hiçbir şey bulamamanız son derece değerlidir, çünkü bu da keşif sürecinin bir parçasıdır; artık nereye bakmayacağınızı bilirsiniz. Eğer hiçbir şey bulamamanızı bir bilgi olarak görüp yayınlayacak denli düşünceli bir dergi çıkarsa, diğer araştırmacılar da sonuçlarınızdan haberdar olup sizin deneyinizi yinelemek durumunda kalmayacaktır.

          Bizler sansasyonel ve fazlasıyla görünür olanı severiz. Bu, kahramanları yargılayış tarzımızı da etkiler. Bilincimizde, ortaya gözle görülür sonuçlar koymayan ya da sonuçtan çok sürece ağırlık veren kahramanlara pek fazla yer yoktur. Mutluluğumuz, psikologların pozitif etki adını verdikleri olumlu hislerin yoğunluk derecesinden çok, duyuldukları anların sayısına bağlıdır. Diğer bir deyişle; iyi haber, iyi haberdir; ne kadar iyi olduğu görece önemsizdir. Dolayısıyla mutlu bir yaşam için bu ufak tefek etkileri zamana olabildiğince eşit bir biçimde yaymalısınız. Vasat seviyedeki çok sayıda iyi haber, tek bir harika haberden yeğdir. Tabiat Ana bizleri güzel, küçük fakat sık tekrarlanan ödüllerin düzenli akışıyla tatmin olmaya yöneltmiştir. Ödüllerin büyük olması şart değildir, sık olması yeterlidir. Sorun, sonuçların düzenli bir şekilde alındığı bir dünyada yaşamıyor olmamızdır. Siyah Kuğular insanlık tarihinin büyük bölümüne hükmeder. Ne yazık ki, bugünkü ortamda güdülecek doğru strateji, içsel ödüller ve pozitif geri bildirimler sunmayabilir. Mutsuzluklarımız içinse aynı özelliğin tersi geçerlidir. Acılarımızın tümünü kısa bir döneme toplamak, uzun vadeye yaymaktan çok daha iyidir.

          Aşıristan’ın bazı yanları son derece tehlikelidir; fakat başlarda öyleymiş gibi gözükmez, saklanarak risklerini ortaya çıkarmayı ertelerler. Enayiler de güvende olduklarını düşünürler. Kısa vadede, gerçekte olduğundan daha az tehlikeli bir görüntü çizmek Aşıristan’ın temel özelliklerinden biridir. Eğer siz bir kaybeden gibi davranırsanız, onlar da size kaybeden muamelesi yapacaktır; burada ölçüyü kendiniz belirlersiniz. İyinin ya da kötünün mutlak bir ölçütü yoktur. İnsanlara ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz önemlidir. Fakat başkaları karşısında alçakgönüllülüğünüzü koruyup, tanrısal bir soğukkanlılık sergilemeniz gerekmektedir.

          Başarıları anlamak ve nedenlerini analiz etmek için, başarısızlıkların içerdiği hususları incelemek gereklidir. Yeteneklerde birtakım farklılıklar olabilir, fakat gerçekte iki grubu birbirinden ayıran şey büyük oranda tek bir etkendir; Talih, kör talih.

          Hükümetlerin neler yap*****rını görebiliriz ve onlara övgüler düzeriz. Fakat alternatifini görmeyiz. Oysa bir alternatif vardır; daha az aşikardır ve göz ardı edilir. Doğrulama yanılgısını hatırlayın; Hükümetlerin ne yap*****rını anlatmakta üstlerine yoktur, fakat ne yapmadıklarını söylemezler. Bir eylemin hem olumlu hem de olumsuz sonuçları eyleyenin üzerinde kalsa öğrenmemiz çok daha hızlı olurdu. Fakat genelde bir eylemin olumlu sonuçları, görülebilir olduğundan, yalnızca eyleyeni etkilerken, olumsuz sonuçlar görünmez olduğundan topluma net bir maliyet ödeterek başkalarına atfedilir. İstihdamı koruma önlemlerini ele alalım; işi güvence altına alınanları görür ve bu tür koruma önlemlerine sosyal yararlar atfedersiniz. Fakat bunu istihdam olanakları üzerindeki daraltıcı etkisi yüzünden iş bulamayanları görmezsiniz.

          Ben risk alma fikrini kenara itiyor değilim, bu benim de yapageldiğim bir şey. Yalnızca bilgisizce risk almanın teşvik edilmesini eleştiriyorum. Geleceği planlarken sıra dışı olayları ve olumsuz sonuçları göz ardı etmeye eğilimimiz vardır. Şans eseri buraya kadar gelmiş olmamız aynı riskleri almaya devam etmeliyiz anlamına gelmiyor. Bunu anlayabilecek kadar mantıklı bir ırkız. Elimizdeki nimetlerin tadını çıkarıp, daha tedbirli davranarak şans eseri elde ettiklerimizi muhafaza etmeye çalışmalıyız. Şimdiye dek Rus ruleti oynadık, artık durup doru dürüst bir iş bulalım. Risk almak pek çok türü yok etmiştir. “Çünkü”nüzü idareli kullanma dürüstlüğünü gösterin; onu geriye bakan tarihten değil, deneylerden çıkarıldığı durumlarla sınırlamaya çalışın. Algılama sistemimiz gözümüzün önünde durmayana veya duygusal anlamda dikkatimizi çekmeyene tepki göstermeyebilir. Bizler yüzeysel varlılarız; göz önünde olanları önemser, hemen aklımıza gelmeyenlere dikkat etmeyiz. Sessiz delile karşı çifte bir savaş veririz.

          Olup biten şeyleri dert eder, olmamış fakat olabilecek şeyleri önemsemeyiz. Ne yazık ki insan soyunun bugünkü versiyonu olan bizler, soyut meseleleri anlayabilecek şekilde imal edilmiş değiliz; bir bağlama ihtiyaç duyarız. Rastlantısallık ve belirsizlik soyutlamalardır. Olan şeylere önem verir, olmuş olabilecekleri göz ardı ederiz. Diper bir deyişle doğamızda sığlık ve yüzeysellik vardır – ve biz bunu bilmeyiz. Sorun psikolojik değildir, enformasyonun temel özelliğinden kaynaklanır. Ayın karanlık yüzünü görmek daha zordur; buna ışık tutmak enerji gerektirir. Aynı şekilde görülmeyene ışık tutmanın da hem düşünme hem de hesaplama bazında maliyeti vardır. Daha yüksek, hayvanlardan mümkün mertebe uzak bir hayat biçimine basit bir adım atmak istiyorsanız, anlatıdan arınmanız, yani televizyonu kapatmanız, gazete okumaya ayırdığınız zamanı asgari düzeye indirgemeniz ve bloglara sırt çevirmeniz gerekir. Kararlarınızı kontrol altında tutmak için mantık yürütme yeteneğinizi geliştirin; önemli olanlarında buluşsal ya da deneyimsel sistemi bir kenara bırakın. Sansasyonel olanla deneysel olan arasındaki farkı ayırt edebilmek için kendinizi eğitin. Dünyanın zehirleyiciliğinden bu tür bir arınmanın ek bir faydası da, sizi daha mutlu kılması olacaktır. Tüm soyut kavramların anası olan olasılık konusunda ne denli sığ olduğumuzu aklınızdan çıkarmayın. Etrafınızda olup biten şeylere karşı algılamanızı artırmak için daha fazlasını yapmanıza gerek yoktur. Her şeyden önce tek fikre saplı kalarak bakmaktan kaçınmayı öğrenmeniz lazımdır. Dünyayı kavrayışımızın gerçek testi anlatı değil, öngörüdür.

          İkinci Bölüm – Bir Türlü Öngöremiyoruz

          Dünyayı modelleme ve öngörme yeteneğimizin getirdiği kazanımlar, karmaşıklığının artmasından dolayı azalmış olabilir; bu da öngörülmeyenin rolünün gitgide büyüdüğünü işaret eder. Siyah Kuğunun rolü büyüdükçe öngörmemiz zorlaşıyor. Doğru, bilgimiz artmaktadır, ama bu artışı aynı zamanda zihin karışıklığının, cahilliğin ve kendini beğenmişliğin de artışı haline getiren daha büyük orandaki güven artışının tehdidi altındadır. Ben kaç kişinin bildiğini test etmiyor, insanların gerçekte bildikleri ile bildiklerini sandıkları şeyler arasındaki farkı değerlendiriyorum. Bize kalsa, aslında on yılda bir olan bir şeyin sadece yüz yılda bir olduğunu düşünür ve neler olup bittiğini bildiğimizi sanırız. Bu olaylar, genel bir ciddi azımsamanın arada bir ciddi abartıyla karışmasıyla meydana gelen hesaplama hatalarına son derece açıktır. Bu hatalar, olaya ne denli uzak kalınırsa o oranda artar.

          Gündelik işlerin önemsiz ayrıntılarına dair fazladan bilgi faydasız, hatta toksik olabilir. Birine ne kadar çok enformasyon verirseniz, süreç boyunca o kadar çok varsayım üretecek ve durumu kötüleşecektir. Daha fazla rastgele sinyal alacak ve bunu enformasyon sanacaktır. Sorun, fikirlerimizin yapışkan olmasıdır; bir kez bir kuram oluşturduğumuzda düşüncemizi değiştirmeye yanaşmayız, bu nedenle, kuramlarını geliştirmeyi erteleyenler daha avantajlı durumdadır. Görüşlerinizi zayıf deliller üzerine inşa ettiğinizde, bu görüşlerle çelişen daha sonraki enformasyonu yorumlamakta güçlük çekersiniz; bu yeni enformasyon aşikar bir biçimde daha doğru olsa bile. Burada iki mekanizma devrededir; doğrulama önyargısı ve görüşlerimizdeki ısrarlılık, yani edinmiş olduğumuz görüşleri değiştirmeme eğilimi. Fikirlere birer mülk muamelesi yapıyor ve onlardan ayrılmakta zorluk çekiyoruz. Sansasyonel olanın etkisi altındayız. Saat başı radyodan haberleri dinlemek sizin için haftalık bir dergi okumaktan daha kötü olacaktır, çünkü zaman aralığının uzaması enformasyonun süzgeçten geçirilmesine imkan tanır. Çok olan her zaman değil, bazen daha iyidir.

          İşin özü, hareketlilik gösteren, dolayısıyla bilgi gerektiren şeylerin genellikle uzmanları olmuyor; hareketlilik göstermeyenlerde ise anlaşıldığı kadarıyla bazı uzmanlar bulunuyor. Diğer bir deyişle, gelecekle ilintili ve çalışmalarını tekrarı olmayan geçmişe dayandıran mesleklerde uzman sorunu oluyor. Gelecekle ilgilenen hiç kimsenin kayda değer bir enformasyon sunmadığını söylemiyorum. Demek istediğim, somut bir katma değer sunmayanların genel olarak gelecekle ilgilendiğidir. Uzmanlar dar odaklı, tek yönlü yoğunlaşma ihtiyacı duyan insanlardır. Kendini aldatma meselesini göz ardı edemezsiniz. Uzmanların sorunu, neyi bilmediklerini bilmemeleridir.

          "Birçok finans kurumu her yılsonunda “200X’e Bakış” ismiyle gelecek yılı yorumlayan bir kitapçık çıkarır. Tabs ki hiçbiri önceden yaptığı tahminlerin sonraki durumunu kontrol etmez. Halkın birkaç basit teste gerek görmeden kendilerine sunulan argümanlara inanarak onlardan daha aptalca davrandığı söylenebilir. Bu testler aslında son derec basit olmalarına rağmen şimdiye dek pek azı yapılagelmiştir. Mesele, hikayelerin etkisine kapıldığınızda bu tür bir sınamanın gerekliliğini unutuyor olmanızdır."

          Öngörüyle ilgili sorun biraz daha inceliklidir. Temel kaynağı, Vasatistan’da değil, Aşıritan’da yaşıyor olmamızdır. Tahmincilerimiz, olağan şeyleri öngörmekte başarılı olabilirler, fakat sıra olağan dışı olana geldiğinde er ya da geç başarısızlığa uğrarlar. Artık önemli olan ne kadar sık haklı çıktığınız değil, kümülatif hatalarınızın büyüklüğüdür. Bu kümülatif hatalar da büyük sürprizlere ve büyük fırsatlara bağlıdır. Ekonomi, finans ve siyaset tahmincileri bunları kaçırmakla kalmayıp muhataplarına acayip bir şey söylemekten de çok çekinirler; oysa olaylar her nasılsa hemen her zaman acayiptir. Ekonomi tahmincileri ortaya çıkan sonuca değil de, birbirlerine yakın durma eğilimi gösterirler. Kimse düzenin dışında kalmak istemez.
          En son düzenleyen shade826; 06-07-2013, 14:52.
          Ben bunu bilir bunu soylerim osmanın ipinle inmen sakın ha kuyuya !!!
          Bir hatam var ise lütfen bunu benimle paylaşınız
          Gördüğünüz ve hoşnut olduğunuz bir durum yahut paylaşım var ise lütfen bunun için sadece teşekkür butonunu kullanınız

          “Bizim için hiç uyumamak, daima müteyakkız bulunmak farz-ı ayn olmuştur”
          "Ve ma tevfîkî illa billah aleyhi tevekkeltü ve ileyhi ünîb"
          www.borsaokul.com

          Yorum yap


          • #7
            Cevap: Yatırımcı psikolojisi

            Verdiğiniz emeklere tesekkürler

            Yorum yap


            • #8
              Cevap: Yatırımcı psikolojisi

              Emeğinize sağlık

              Yorum yap


              • #9
                ellerinize sağlık teşekkürler.

                Yorum yap

                Unconfigured Ad Widget

                Collapse

                Neler Oluyor

                Collapse

                Şu anda 1 kullanıcı aktif olarak bulunuyor. Bunlardan 0 üye 1 ziyaretçidir..

                Şimdiye kadar aynı anda 15,412 kullanıcı 14-09-2018 tarihinde saat 15:58 içinde çevrimiçi oldu.

                Hazırlanıyor...
                X